Türk hukuk sisteminde bugüne kadar hem vatandaşların hem de hukukçuların başvurduğu, dava süreçlerinde esneklik sağlayan önemli bir usul pratiği bulunmaktaydı. İlk dilekçede eksik bırakılan veya talep edilmesi unutulan hakların, yargılama sürecinde "kısmen ıslah" kurumu kullanılarak davaya eklenmesi ve bu sayede eksikliklerin yargılama aşamasında giderilmesi yargısal bir alışkanlık haline gelmişti. Ancak Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu‘nun son müdahalesiyle, usul hukukundaki bu esneklik alanı tamamen ortadan kaldırılmıştır. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu, hukuk yargılamasının seyrini ve usul kurallarının uygulanışını kökten değiştirecek, tüm mahkemeleri bağlayıcı tarihi bir karara imza atmıştır. 30 Haziran 2026 tarihli ve 33296 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan, 08/05/2026 Tarihli ve E: 2021/8, K: 2026/1 Sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı ile "kısmen ıslah" müessesesinin sınırları kesin ve katı bir şekilde çizilmiştir. Yüksek mahkeme; hukuk yargılamasında dava dilekçesinde yer almayan bir talebin, sonradan kısmen ıslah yoluyla mevcut davaya dâhil edilmesinin hukuken mümkün olmadığına hükmetmiştir. İlk bakışta teknik bir usul hukuku kuralı gibi görünen bu karar, aslında hak arama hürriyetini kullanan her bir vatandaşı ve profesyonel dava stratejilerini doğrudan etkileyen bir nitelik taşımaktadır.
Kararın Hukuki Gerekçesi ve Sınırları
Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu, gerekçesinde son derece net bir çizgi çekmiştir. Yüksek mahkemeye göre; dava dilekçesinde hiç zikredilmemiş bir alacak kaleminin sonradan eklenmesi, teknik anlamda mevcut davanın ıslah edilmesi değil, o dava içinde gizli ve yeni bir "ek dava" ikame edilmesi anlamına gelmektedir.
Ayrıca kararda, davalı tarafın savunma stratejisini ilk dava dilekçesindeki taleplere göre kurguladığı belirtilmiştir. Yargılama aşamasında dosyaya aniden yeni alacak kalemlerinin dahil edilmesi, Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) ile güvence altına alınan "silahların eşitliği" ve "adil yargılanma"ilkelerini açıkça zedelemektedir.
(Önemli bir hukuki ayrımı belirtmekte fayda var: Bu karar, usul hukukundaki genel ıslah kurumunu tamamen ortadan kaldırmamaktadır. Dilekçede halihazırda yer alan bir alacak kaleminin miktarını artırmak hala mümkündür. Yasaklanan husus; dava dilekçesinde adı hiç geçmeyen, tamamen bağımsız ve "yeni bir alacak kaleminin" kısmen ıslah ile davaya dahil edilmesidir.) Bununla birlikte, TBMM gündemindeki 12. Yargı Paketi ile HMK m. 107’de yer alan belirsiz alacak davasının tamamen kaldırılması ve yerine genişletilmiş bir "kısmi dava" modelinin getirilmesi öngörülmektedir. Ancak yasayla getirilecek bu yeni modelde tahkikat sonuna kadar tanınacak olan talep artırım yetkisi de, Yargıtay’ın bu son içtihadı birleştirme kararıyla çizdiği kırmızı çizgiye tabidir. Yani yeni sistemde de ilk dilekçede adı hiç anılmayan, unutulan bir alacak kalemini sonradan "talep artırımı" adı altında dahi olsa mevcut davaya sokuşturmak hukuken mümkün olmayacaktır.
Uygulamadaki Yansımaları ve Hak Kaybı Riskleri
Bu kararın adliye pratiğindeki yansımaları oldukça ağır olacaktır. Özellikle işçilik alacakları, ticari uyuşmazlıklar ve cismani zararlardan doğan tazminat davalarında ciddi hak kayıpları gündeme gelecektir:
1. İşçilik Alacakları Davaları: Geçmiş uygulamada, dava dilekçesinde yalnızca kıdem ve ihbar tazminatı talep edilip, fazla çalışma veya yıllık izin ücretleri bilirkişi raporundan sonra kısmen ıslahla eklenebiliyordu. Yeni dönemde bu uygulama tamamen imkansızdır. Dilekçede talep edilmeyen her bir işçilik alacağı için artık ayrı bir ek dava açılması gerekecektir.
2. Tazminat ve Cismani Zarar Davaları: Bir trafik kazası veya iş kazası neticesinde açılan tazminat davasında, ilk dilekçede sadece geçici iş göremezlik tazminatı istenip sürekli iş göremezlik (maluliyet) tazminatı unutulmuşsa, bu eksiklik artık ıslahla giderilemeyecektir.
En Büyük Risk: Zamanaşımı Engeli
Eksik bırakılan talepler için ayrı bir ek dava açılması teorik olarak mümkün olsa da, pratik düzlemde zamanaşımı engeline takılma riski çok yüksektir. Davacı taraf, ilk dilekçede unuttuğu bir hakkı fark edip yeni bir ek dava açana kadar geçen sürede yasal zamanaşımı süreleri dolmuşsa, o hak tamamen düşecektir. Bu durum, haklı olan tarafın sırf usuli bir eksiklik nedeniyle maddi hukuk bakımından hakkına kavuşamaması sonucunu doğuracaktır.
Sonuç ve Değerlendirme
Yargıtay’ın 2021/8 Esas sayılı bu tarihi içtihadı birleştirme kararı, yargılamanın makul sürede sonuçlandırılması ve hukuki belirlilik ilkelerinin tesisi açısından bir dönüm noktasıdır. Ancak bu durum, hak arama hürriyetini kullanan taraflar ile onların hukuki temsilcilerine mutlak ve kusursuz bir titizlik yükümlülüğü getirmektedir. 30 Haziran 2026 itibarıyla, eksik bırakılan taleplerin yargılama aşamasında telafi edilebileceği dönem resmen kapanmıştır. Yeni hukuki düzende, yargı mercii önüne taşınacak iddiaların daha dava açılmadan önce eksiksiz, analitik ve hatasız bir şekilde yapılandırılması bir zorunluluktur. Unutulmamalıdır ki; yeni usul rejiminde, dava açarken sergilenecek en küçük bir ihmal veya eksiklik, maddi hukuk bakımından en haklı davaların bile esasa girilmeden reddedilmesiyle sonuçlanacaktır. Hukuki süreçlerinizi yönetirken bu güncel gelişmelere dikkat etmeniz önem arz etmektedir.
Yorumlar
Kalan Karakter: