Doç. Dr. Çilekar, veremin Mycobacterium tuberculosis bakterisinin neden olduğu ve hava yoluyla bulaşan bulaşıcı bir hastalık olduğunu belirtti. Hastalığın çoğunlukla akciğerleri etkilediğini ancak kemikler, böbrekler ve lenf bezleri gibi vücudun farklı bölgelerinde de görülebildiğini ifade etti. Aktif verem hastalarının öksürme, hapşırma veya konuşma sırasında havaya saçtığı damlacıkların, aynı ortamda bulunan kişiler için bulaş riski oluşturduğunu vurguladı.
Verem mikrobunun vücuda girmesinin her zaman hastalık anlamına gelmediğini kaydeden Çilekar, bağışıklık sistemi güçlü bireylerde mikrobun uzun süre uyku halinde kalabildiğini aktardı. Bu duruma latent verem enfeksiyonu denildiğini ve bazı risk faktörleri varlığında aktif hastalığa dönüşebildiğini söyledi. Veremin yalnızca yoksullukla ilişkilendirilmesinin ve tedavi edilemez olduğunun düşünülmesinin yanlış bir algı olduğuna dikkat çekti. Toplumsal farkındalığın veremle mücadelede kritik rol oynadığını belirten Çilekar, erken tanı ve düzenli tedaviyle hastalığın tamamen iyileştirilebildiğini ifade etti. Korunmada en etkili yöntemin BCG aşısı olduğunu vurgulayan Çilekar, yaşam alanlarının havalandırılması ve sağlıklı beslenmenin de önemli olduğunu kaydetti. Veremin başlıca belirtilerinin iki haftadan uzun süren öksürük, ateş, gece terlemesi ve kilo kaybı olduğuna işaret edildi. Uzmanlar, tedavinin hekim kontrolünde ve kesintisiz sürdürülmesinin hem bireysel hem toplumsal sağlık açısından hayati önem taşıdığını vurgularken, veremle mücadelenin bilinçlenme ve düzenli takip ile sürdürülebileceğine dikkat çekiyor.
Yorumlar
Kalan Karakter: